KAPLICALARDAN FAYDALANMA ŞEKLİ
Kaplıca Mevsimi: Bölgenin iklim şartları dikkate alınarak tespit edilir. Genelde memleketimizde yerleşmiş kaplıca ve içmelerin mevsimi 15 Mayıs - 15 Eylül arasıdır.
Kaplıcalarda Tedavi Süresi (Kür): Gerekli faydayı sağlamak için 3 haftalık bir tedavi ve en az 21 banyo tavsiye edilir.
Banyo Zamanı ve Süreler: Banyoya girmeden önce; küçük ve büyük abdest yapmak, banyoda hareketsiz durmak gerekir.Banyodan çıktıktan sonra da; kurulanılmaz, havlu veya bornoza sarılınır, ılık odada 1 saat kadar yatılır. Bu süre içinde, vucûd terler. Sonra giyinilir ve 1 saat kadar daha aynı odada kalınır.Birinci Banyo; kahvaltıdan önce aç karnına veya kahvaltıdan 1 saat sonra,İkinci Banyo; akşam yemeğinden 2 saat önce alınması halinde azami derece fayda sağlanır.Banyoda kalma süresi: İlk gün 10 dakika; sonrakilerde ise, hastanın bünyesine ve hastalığa göre, 12-20 dakika arasındadır.
İçme Kürü: Kronik hastalıklarda tavsiye edilir. Süresi 3-6 hafta olmalıdır. Birinci gün; aç karnına bir defada 6 su bardağı (1.5 litre); ondan sonraki günler; sabah, öğle ve akşam yemeklerinden yarım saat önce ikişer su bardağı içilir.
HASTALIKLAR
* Böbrek ve idrar yolları hastalıkları: Kronik ve ödemsiz böbrek iltihabları, mesane iltihabı, idrar taşlarıyla ilgili hastalıklarda; karbonatlı, hidrokarbonatlı sulardan faydalanılır. Bu suların prostata iyi geldiği tespit edilmiştir. * Deri Hastalıkları: Bütün deri hastalıklarında; tuzlu, kükürtlü ve çamurlu sulardan faydalanılır. * Hormonel hastalıklar: Bu hastalıklara, radio-aktiviteli sular iyi gelir. * Göz Hastalıkları: Kükürtlü ve iyodlu sulardan faydalanılır. * Kadın hastalıkları: Bu konuda doktor tavsiyesi olmadan kaplıca tedavisi uygulanması doğru olmaz. Ateşli kadın hastalıklarında ve hamile kadınlarda kaplıca tedavisi son derece dikkatli ve mutlaka hekim gözetiminde yapılmasında fayda vardır. Bunların dışında Aybaşı bozuklukları, kronik rahim hastalıklarında; kükürtlü, çamurlu ve radio-aktiviteli sulardan faydalanılır. * Kalb ve kandolaşımı hastalıkları: İleri derecede kalb, kan dolaşımı ve damar sertliğide kaplıca tedavisi uygulanmaz. Diğerleri için tuzlu, iyodlu ve radio-aktiviteli sulardan faydalanılır. * Mide ve bağırsak hastalıkları: Ağır mide nezlesi, mide tümörü, sifilitik gastrit ve pilor daralmalarında kaplıcalardan faydalanılmaz. Kronik gastrit, kronik bağırsak nezlesi, bağırsak gazları, hazımsızlık ve kronik kabızlıklarda ise; hidrokarbonatlı, sülfatlı sulardan faydalanılır. * Romatizmal hastalıklar: Akut ve ateşli romatizmada, kaplıca tedavisi uygulanmaz. Kronik romatizmada ise; tuzlu, karbonatlı, sülfatlı, kükürtlü, radio-aktiviteli ve çamurlu sulardan faydalanılır. * Safra kesesi ve Karaciğer hastalıkları: Safra kesesi, karaciğer, pankreas hastalıklarında; karbonatlı, hidrokarbonatlı ve sülfatlı sulardan faydalanılır. İleri safhadaki Siroz'da kullanılmaz. * Sinir sistemi hastalıkları: Siyatik, lumbago, nevralji, nevrasteni, psikasteni ve nevroz gibi sinir hastalıklarında; tuzlu, çamurlu ve radio-aktiviteli sulardan faydalanılır. * Solunum yolu hastalıkları: Astım, bronşit gibi solunum yolu hastalıklarında; tuzlu, iyodlu ve kükürtlü sulardan faydalanılır. İleri derecedeki verem, damar sertliği ve kalb hastalıklarında kullanılmaz. * Şeker hastalığı: Sodyum bikarbonatlı sulardan faydalanılır.
ŞİFALI SULARNOT: Şifalı suların bulunduğu iller 4 sayfa olarak ayrılmış olup listesi aşağıdaki gibidir. Şifalı suların bulunduğu illerdeki kaplıca, Ilıca ve İçmelerin adını, bulunduğu mevkii, özelliğini, sıcaklık derecesini ve hangi hastalıklara iyi geldiğini belirten açıklamaları bulabileceksiniz.
ADANA, AFYON, AĞRI, AMASYA, ANKARA, ANTALYA, AYDIN
BALIKESİR, BİLECİK, BİNGÖL, BURDUR, BOLU, BURSA, ÇANAKKALE.
ÇANKIRI, ÇORUM, DENİZLİ, DİYARBAKIR, ERZİNCAN, ERZURUM, HAKKARİ, HATAY, MERSİN (İÇEL), İSTANBUL, İZMİR, KARS, KAYSERİ
KIRŞEHİR, MALATYA, MANİSA, KAHRAMANMARAŞ, MARDİN, MUĞLA, NEVŞEHİR, NİĞDE, ORDU, RİZE, TOKAT, VAN, YOZGAT.
A'dan Z ye GEZİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
A'dan Z ye GEZİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Ağustos 2008 Perşembe
4 Ağustos 2008 Pazartesi
İSTANBUL CAMİLERİ_SULTANAHMET CAMİSİ(eminönü)


Sultanahmet Meydanı’nda ayasofya
Camisi’nin karşısında yer alan Sultanahmet Camisi, Sultan I.Ahmet tarafından mimar Sedefkâr Mehmed Ağa’ya yaptırılmıştır. Caminin yapımına 1609 yılında büyük bir törenle başlamış, 1617 yılında cami, 1619 yılında ise külliyenin diğer bölümleri tamamlanabilmiştir. İstanbul’daki en büyük yapı komplekslerinden biri olan külliye, cami, medrese, hünkâr kasrı, arasta, dükkanlar, hamam, çeşme, sebil, türbe, darüşşifa, sıbyan mektebi, imarethaneden meydana gelmekteydi. Bu yapıların bir kısmı günümüze ulaşamamıştır. İçindeki 21043 adet çini kullanılmıştır. Bu çinilerin çeşitliliği ve aynı zamanda sayılarının çokluğu piyasadaki mevcutlardan toplanmasından kaynaklanmaktadır.Beyaz zemin üzerine çeşitli renklerle meydana getirilen panolardaki selviler, laleler, sümbüller, nar çiçekleri, üzüm salkımları ve rûmi motifleri burada Türk çini sanatının en güzel örneklerini bir araya getirmiştir. Bu konu üzerinde inceleme yapan Tahsin Öz, elliden fazla çiçek deseninin bulunduğunu ve benzerine rastlanmayan bu durumun süsleme sanatı yönünden bir hazine olduğunu söylemiştir. Bu çinilerin renginden ve vitraylardan içeriye sızan ışık karışımından ötürü Sultanahmet Camisi yabancılar tarafından “Mavi Cami” olarak isimlendirilmiştir. Cami, külliyenin merkezinde yer almaktadır. Cami, geniş bir avlu ve ona eş büyüklükte bir iç mekândan oluşur. Zeminden yükseltilmiş avluya basamaklarla ulaşılır. Avluda üzeri kubbeyle örtülü, fıskiyeli bir havuz yer almaktadır. Sultanahmet Camisi’nin bir diğer özelliği de minareleridir. İstanbul’daki tek altı minareli camidir. Altı minareli oluşu, Sultan I.Ahmet’in İstanbul’un fethinden sonra altıncı padişah oluşunu simgeler. Bu minarelerden dördü cami gövdesine bitişik ve üç şerefelidir. Diğer iki minaresi ise avlunun köşelerinde olup, iki şerefelidir. Bütün minarelerinde bulunan şerefe sayısı toplam 16 olup, Sultan I.Ahmet’in on altıncı Osmanlı padişahı olduğunu simgelemektedir. Caminin ibadet mekânını örten kubbesi yaklaşık 34 m. çapında ve yerden 43 metre yükseklikte olup, 5 metre çapında dört fil ayağının üzerine oturmaktadır. Bu büyük kubbeyi destekleyen dört tane yarım kubbe vardır. Camiyi yerden kubbeye kadar 5 kat halinde ve renkli vitraylı 260 pencere aydınlatmaktadır. Çinilerin yanı sıra, yapıldığı dönemin diğer mimari öğeleri de burada bir arada kullanılmıştır. Sedef kakmalı mermer minber, işlemeli mermer mihrap, kalem işi süslemeler, sedef, bağa kakmalı ahşap kapılar, dolap, pencere kapakları ve rahleler, kubbeye asılan devekuşu yumurtaları ve avizeler, caminin iç mekânını süsleyen Osmanlı sanatı örnekleridir. Külliyenin bir diğer yapısı Hünkar Kasrı’dır. Padişahın namaz öncesi veya sonrasında istirahat edebileceği bir yapı olarak tasarlanan bu bina bir cami etrafına yapılan ilk sultan kasrıdır. Külliyenin dış avlusunda yer alan Hünkâr Kasrı 1960’lı yıllarda yanmış ve yenilenmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğü burada Halım ve Kilim Müzesini açmış, ancak eserlerin rutubetten etkilenmesi üzerine müze kapatılmıştır. Külliyenin kuzeydoğu köşesinde türbe yer almaktadır. Bu türbe de Sultan I.Ahmed, eşi Kösem Sultan, oğulları Sultan II.Osman ve Sultan IV.Murad ile bazı torunları gömülüdür. Günümüzde bu yapı topluluğu, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Türbeler Müzesi Müdürlüğü’dür. Türbenin yakınında ise medrese yer alır. Bu medrese günümüzde Başbakanlık arşiv deposu olarak kullanılmaktadır. Dış avlu duvarına bitişik olarak da sıbyan mektebi yer alır. Bu mektebin zemin katında bir çeşme ve dükkanlar, üst katında ise dershane vardır. Külliyenin kıble yönündeki en uç yapısı arastadır. 1912 yangınında bir kısmı yok olan arastanın bir bölümü Mozaik Müzesi olarak düzenlenmiş, 1986 yılından sonra arastanın bu bölümünde demir konstrüksiyonlu Büyüksaray Müzesi açılmış, arastanın diğer dükkânları halı ve turistik eşya satan bir çarşıya dönüştürülmüştür. Sokollu Mehmet Paşa Yokuşu üzerinde bulunan darüşşifa ve imaret in bir bölümü Marmara Üniversitesi ve Sultanahmet teknik Lisesi tarafından kullanılmaktadır. XIX.yüzyılın sonlarında yapılan bu yapılar darüşşifa ve imareti orijinal görünümünden oldukça uzaklaştırmıştır. Yapı topluluğunun dört sebilinden üçü günümüze ulaşmıştır. Bunlardan biri arastanın içinden, diğeri dış avlu kapısı yanında, üçüncüsü ise türbe civarındadır
GAZIANTEP CAMILERI

GAZIANTEP CAMILERI
Camiler, Müslümanlarýn ibadet yeri, insanlarýn ihtiyaçlarýna cevap verebilecek ünitelere sahip olan birer mabettirler. Sanatsal deðere sahip tarihi Gaziantep Camilerinden bahseden ve bunlarýn birer örneðini veren belli baþlý üç eser vardýr. Bu eserler;
1.Evliya Çelebi Seyahatnamesi
2.Þer-i Mahkeme Sicilleri
3.Risale-i Fi Tarif-i Kazayý Ayni tap
Bu eserlerde elde ettiðimiz bilgilere göre ve günümüze ulaþan tarihi camilerimize baktýðýmýzda, Müslümanlarýn zikir yapmalarý için zaviye, su ihtiyaçlarýný gidermek, ab dest almak için kastel, talebelere eðitim ve öðretim yaptýrmak için medrese ve yýkanma ihtiyaçlarýný gidermek için hamam bulunmaktadýr.
Gaziantep’te günümüze kadar korunarak gelebilmiþ eski eserlerin baþýnda camilerimiz gelmektedir. Yukarýdaki eserlerden edindiðimiz bilgilere göre Gaziantep’te 140’a yakýn mabet olduðu yalnýz bunlardan birkaçýnýn mescit olduðu kanaatine varýlmýþtýr.
Gaziantep savunmasý sýrasýnda yaklaþýk 50 adet civarýnda cami olduðu anlaþýlmýþtýr. Fakat bu camilerden bazýlarý yýkýlmýþ ve harabe hale gelmiþtir. Bundan dolayý bu camilerden ancak 30 tane kadarý korunarak günümüze kadar ulaþabilmiþ ve þu anda ibadete açýk durumdadýrlar. Hemen hemen hepsinin yapýmýnda kesme taþ kullanýlan tarihi Gaziantep camileri plan ve süsleme bakýmýndan birbirinden farklýdýr.
Genellikle dikdörtgen planlý ve son cemaat yeri de bulunan iki nefli yapýlar grubunda, duvarlarda kademeler yapan niþler kullanýlmýþ ve bu niþlerin içine pencereler yerleþtirilmiþtir. Örtü þekli çapraz tonozlarladýr. Bu tip yapýlarýn en eski örneði Ahmet Çelebi Camii’nin burmalý minaresi, Handaniye, Eyüp oðlu ve Esen bek Camileri de portal süslemeleri bakýmýndan önemlidir. Handaniye Camii minaresinin þerefesinin altýnda xvý. yy. Ýznik çinileri bulunmaktadýr.
Boyacý Camii ise mimberinin Gaziantep’te ahþap iþçiliðinin en eski örneði olmasý bakýmýndan önemi büyüktür. Son yýllarda inþaa edilen modern camilerimizde süsleme sanatý yönünden çok zengin olup, çini iþlemesi ve hat sanatýyla dikkatleri çekmektedir.
Günümüzde kendilerinden bahsedilen ve tarihi özelliðe sahip Gaziantep camilerimizden özellikle Ömeriye, Boyacý, Þirvani, Þeyh Fettullah gibi sanatsal deðerlere sahip camiler bulunmaktadır.
Camiler, Müslümanlarýn ibadet yeri, insanlarýn ihtiyaçlarýna cevap verebilecek ünitelere sahip olan birer mabettirler. Sanatsal deðere sahip tarihi Gaziantep Camilerinden bahseden ve bunlarýn birer örneðini veren belli baþlý üç eser vardýr. Bu eserler;
1.Evliya Çelebi Seyahatnamesi
2.Þer-i Mahkeme Sicilleri
3.Risale-i Fi Tarif-i Kazayý Ayni tap
Bu eserlerde elde ettiðimiz bilgilere göre ve günümüze ulaþan tarihi camilerimize baktýðýmýzda, Müslümanlarýn zikir yapmalarý için zaviye, su ihtiyaçlarýný gidermek, ab dest almak için kastel, talebelere eðitim ve öðretim yaptýrmak için medrese ve yýkanma ihtiyaçlarýný gidermek için hamam bulunmaktadýr.
Gaziantep’te günümüze kadar korunarak gelebilmiþ eski eserlerin baþýnda camilerimiz gelmektedir. Yukarýdaki eserlerden edindiðimiz bilgilere göre Gaziantep’te 140’a yakýn mabet olduðu yalnýz bunlardan birkaçýnýn mescit olduðu kanaatine varýlmýþtýr.
Gaziantep savunmasý sýrasýnda yaklaþýk 50 adet civarýnda cami olduðu anlaþýlmýþtýr. Fakat bu camilerden bazýlarý yýkýlmýþ ve harabe hale gelmiþtir. Bundan dolayý bu camilerden ancak 30 tane kadarý korunarak günümüze kadar ulaþabilmiþ ve þu anda ibadete açýk durumdadýrlar. Hemen hemen hepsinin yapýmýnda kesme taþ kullanýlan tarihi Gaziantep camileri plan ve süsleme bakýmýndan birbirinden farklýdýr.
Genellikle dikdörtgen planlý ve son cemaat yeri de bulunan iki nefli yapýlar grubunda, duvarlarda kademeler yapan niþler kullanýlmýþ ve bu niþlerin içine pencereler yerleþtirilmiþtir. Örtü þekli çapraz tonozlarladýr. Bu tip yapýlarýn en eski örneði Ahmet Çelebi Camii’nin burmalý minaresi, Handaniye, Eyüp oðlu ve Esen bek Camileri de portal süslemeleri bakýmýndan önemlidir. Handaniye Camii minaresinin þerefesinin altýnda xvý. yy. Ýznik çinileri bulunmaktadýr.
Boyacý Camii ise mimberinin Gaziantep’te ahþap iþçiliðinin en eski örneði olmasý bakýmýndan önemi büyüktür. Son yýllarda inþaa edilen modern camilerimizde süsleme sanatý yönünden çok zengin olup, çini iþlemesi ve hat sanatýyla dikkatleri çekmektedir.
Günümüzde kendilerinden bahsedilen ve tarihi özelliðe sahip Gaziantep camilerimizden özellikle Ömeriye, Boyacý, Þirvani, Þeyh Fettullah gibi sanatsal deðerlere sahip camiler bulunmaktadır.
BELKIS(ZEUGMA)

BELKIS(ZEUGMA)
Belkýs / Zeugma , Gaziantep’in Nizip ilçesinin 10 km. doðusunda , Fýrat Nehri kenarýnda ayný adý taþýyan köyde yaklaþýk 20 bin dönümlük bir arazi üzerinde yer almaktadýr.Büyük Ýskender’in genarellerinden Selevkos Nikator M.Ö. 300’de Belkýs / Zeugma’nýn ilk yerleþimi olan Selevkeya Euphrates kentini kurar. Belkýs / Zeugma , M.Ö. 64 yýlýnda Roma Ýmparatorluðu’nun topraklarýna katýlýr, ismi ise geçit ve köprü anlamýna gelen Zeugma olarak deðiþtirilir. M.S. 256 yýlýnda Sasani kralý Sapur Belkýs / Zeugma’yý ele geçirerek kenti yakýp yýkar. Bu tarihten itibaren Zeugma bir daha kendini toparlayamaz ve Roma dönemindeki ihtiþamýna ulaþamaz. Belkýs / Zeugma ; M.S. 4.yüzyýlda Geç Roma, M.S. 5. ve 6. yüzyýllarda ise Erken Bizans hakimiyetine girmiþtir. M.S. 7. yüzyýlda Arap akýnlarý neticesinde Belkýs / Zeugma terk edilir. Daha sonralarý M.S.10. ve 12. yüzyýllar arasýnda küçük bir Abbasi yerleþimi bölgede yer alýr ve M.S. 17. yüzyýl da ise Belkýs köyü kurulur.
Belkýs / Zeugma , Kommagene Krallýðý’nýn dört önemli kentinden birisidir. Helenistik dönemde “Fýrat Seleukeia”sý adýyla anýlmýþ olan kent, Fýrat Nehri üzerinde bir iskelesi bulunan ve Antakya’dan Çin’e uzanan Ýpek Yolu’nun Zeugma’dan geçmesi dolayýsýyla önemli bir ticaret potansiyeline sahip antik bir þehirdir. Roma döneminde buraya Anadolu’lu askerlerden oluþturulan “Sikitia (Ýskit) Lejyonu” adý verilen askeri birlik konuþlandýrýlmýþtýr. Bu birlik daha sonralarý, daha bir Romalý karekter kazanarak “Dördüncü Lejyon” adýyla görev yapmýþ olup, Zeugma’da özellikle asker karekterinin aðýr bastýðý bir nekropol heykeltraþlýðý akýmýnýn baþlamasýna neden olmuþtur.Bu alanda steller, kaya kabartmalarý,heykeller ve sunaklar gibi deðiþik formlarda ortaya koyduðu örneklerden yeni oluþmaya baþlayan Zeugma karekterini hissettirmiþtir.Zeugma, Roma döneminde biraz da Lejyon merkezi olmanýn verdiði canlýlýkla oldukça zenginleþmiþtir. Belkýs / Zeugma ile Fýrat’nýn karþý kýyýsýndaki Apameia kentine baðlantý saðlayan, büyük olasýlýkla aðaç kütüklerinden yapýlmýþ sallara dayanan ahþap bir köprü bulunmaktaydý. Nitekim burada o dönemin büyük bir gümrük olduðu ve azýmsanmayacak miktarda bir sýnýr ticaretinin yapýldýðý belirlenmiþtir.Çünkü günümüzde Ýskeleüstü olarak adlandýrýlan tepede yapýlan kazýlar sonucunda bir arþiv odasýnda Bulla adý verilen 65.000 adet mühür baskýsý ele geçirilmiþtir.
Papirus, parþomen, para torbalarý ve gümrük balyalarýný mühürlemede kullanýlan bu mühür baskýlarý Zeugma’da güçlü bir haberleþme aðýnýn yanýnda büyük bir ticaretin yapýldýðýný da göstermektedir.
Fýrat’ýn kýyýsýndan baþlayarak batýya doðru 300 metre yükselen engebeli yamaçlar, akropol eteklerine kadar yerleþim yeridir. Bu yamaçlarýnýn güney ve batý kesimi nekropol, doðu ve kuzeydoðu taraflarý mahalleler, kuzey kesimi ise kentin yönetimi ve toplumsal bölümleri ile lejyon bölgesi idi. Akropol’ün üzerinde ise, kentin adýna bastýrýlan Zeugma sikkelerinde sýkça rastlanan Tykhe Tapýnaðý bulunmaktaydý.
Þimdiki haliyle þehir, yaklaþýk 4-5 metre kalýnlýkta toprak dolgu altýndadýr ve bütün alan Antep fýstýðý aðaçlarýyla kaplýdýr.Toprak üzerinde ise sadece birkaç yapý izi ile birkaç mimari parça izlenebilmektedir.Uzun yýllardan beri kaçak kazý ve tarihi eser kaçakçýlýðýna maruz kalan bölge önemini 1992 yýlýnda kaçakçýlara karþý Gaziantep Müzesi’nce Arkeolog Dr. Rýfat ERGEÇ baþkanlýðýnda baþlayan kazýlarla göstermiþtir.Ýlk kazýlarda bir Roma villasý ortaya çýkarýlmýþtýr.Daha sonralarý iki villanýn teras mozaikleri çýkarýlarak Gaziantep Müzesi’ne taþýnmýþtýr. Belkýs / Zeugma da 1987, 1992-1997,1993-1994,1996-1998 ve 1998-1999 dönemlerinde zaman zaman yabancý Üniversitelerden Arkeolog ve ekiplerin katýldýðý arkeolojik kazýlar yapýlarak çok kaliteli bronz eþyalar ve heykelcikler (bronzdan kanatlý ayaklar) , sikkeler, heykeller, mezar stelleri ve kabartmalar elde edilmiþtir. Bu eserler Gaziantep Müzesi Belkýs / Zeugma Salonunda sergilenmektedir. Zeugma kentinin ileri gelenleri, zenginleri, yüksek rütbeli subaylarý gibi elit tabakanýn oturduðu anlaþýlan villalar bölgesi tamamen Fýrat manzarasýna hakim ve güney rüzgarlarýna açýktýr.
1992 yýlýnda yapýlan kazýlarda ortaya çýkarýlan M.S. 2. yüzyýla tarihlenen Roma villasýnda Atriumlu plana sahip olan evin baþ odasý (tablinium) ve önündeki galeride sanat deðeri çok yüksek mozaikler bulunmuþtur.7,5 x 3,75 metre boyutunda olan mozaik döþemede üzüm ve þarap tanrýsý Dionysos ve karýsý Ariadne’nin düðün merasimi tasvir edilmiþtir.Fýrat taþlarýyla iþlenmiþ olan mozaiklerde, tonlarýyla birlikte 13 renk kullanýlmýþtýr.Bu sanat deðeri çok yüksek olan mozaikler yerinde korunarak sergilenmek üzere önlemler alýnarak ziyarete açýlmýþtýr.Fakat ülkemizin bir çok bölgesinde olduðu gibi bu sanat þaheserinin de 2/3’ü, 1998 yýlý Haziran ayý içerisinde bazý þahýslar tarafýndan yerinden sökülerek çalýnmýþtýr.Dionysos’un düðün merasiminin iþlendiði bu eþsiz mozaiðin çalýnmasýnýn ardýndan kalan diðer parçalar korunmasý için yerinden sökülerek Gaziantep Müze Müdürlüðü’ne taþýnmýþtýr.
yesemek


YESEMEK
Gaziantep Müze Müdürlüðü’ne baðlý olarak faaliyet gösteren Yesemek Açýk Hava Müzesi, Ýslahiye ilçesinin güneydoðusundaki yamacýn üzerinde yer alýr. Bu yamaç “Karatepe Sýrtý” adý ile tanýnmakta olup, Kurt Daðý’nýn güney uzantýsýný teþkil etmektedir. Müze’nin Ýslahiye ilçesine uzaklýðý 23 km. Gaziantep’e uzaklýðý ise 113 km. olup yolu asfalttýr. Ulaþým Ýslahiye ilçesinden olduðu gibi Hatay’a baðlý Akbez yolu ayrýmýndan Kilis iline giden yolla da saðlanmaktadýr.
Müze; yayýnlara “Yesemek Taþ Ocaðý ve Heykel Atölyesi” olarak geçmiþtir. Arazi menekþemsi gri renkte, dolarit diye de tanýmlanan bazalt taþlardan oluþmaktadýr. Bazalt taþlar gayet sert ve çok ince gözenekli olup son derece kalitelidir.
Yesemek ilk defa 1890 yýlýnda Zincirli’de (Sam’al) kazý yapan Felix Von LUSCHAN tarafýndan keþfedilmiþtir. Buradaki sistemli araþtýrma ve kazý çalýþmalarý 1958 – 1961 yýllarý arasýnda Prof. Dr. Bahadýr ALKIM baþkanlýðýndaki bir ekip tarafýndan yürütülmüþ ve 200’e yakýn heykel taslaðý çýkarýlmýþtýr. Geçtiðimiz yýllarda ise Arkeolog Ýlhan TEMÝZSOY tarafýndan yapýlan arkeolojik kazýlarda toprak altýnda kalan heykellerin gün ýþýðýna çýkarýlmasý ile 300 adet yontu ve heykel taslaðýna ulaþýlmýþ; sözkonusu alan Gaziantep Müzesi Müdürlüðü tarafýndan çevre düzenlemesi yapýlarak Açýk Hava Müzesi haline getirilmiştir.
gaziantep kalesi

GAZIANTEP KALESI
Gaziantep þehir merkezinde, gerek ihtiþamý ve heybetiyle, gerekse bir sýr gibi gizlediði tarihiyle dikkati çeken Gaziantep Kalesi, Türkiye’deki kalelerin en güzel örneklerindendir.
Kalenin ne zaman ve kimler tarafýndan inþa edildiði hususunda kesin bir bilgi olmamakla beraber, yapýlan incelemeler sonunda kalkolitik dönemden itibaren iskan gördüðü bilinmektedir. Bugünkü biçimini ise Bizans Ýmparatoru Justinyanus döneminde M.S. 6. yüzyýlda almýþtýr.
Kale, daire planlý olup, çevre uzunluðu 1200 metredir.Büyük taþlardan örülmüþ duvarlar12 kule burçla desteklenmiþtir.Kalenin üzerinde cami, sarnýç ve yapý kalýntýlarý bulunmaktadýr.Alt bölümlerde üst yapýya destek saðlamak amacýyla büyük odalar, galeriler ve dehlizler inþaa edilmiþtir.Ana kütle altýnda ise bir su kaynaðý bulunmaktadır.
Gaziantep þehir merkezinde, gerek ihtiþamý ve heybetiyle, gerekse bir sýr gibi gizlediði tarihiyle dikkati çeken Gaziantep Kalesi, Türkiye’deki kalelerin en güzel örneklerindendir.
Kalenin ne zaman ve kimler tarafýndan inþa edildiði hususunda kesin bir bilgi olmamakla beraber, yapýlan incelemeler sonunda kalkolitik dönemden itibaren iskan gördüðü bilinmektedir. Bugünkü biçimini ise Bizans Ýmparatoru Justinyanus döneminde M.S. 6. yüzyýlda almýþtýr.
Kale, daire planlý olup, çevre uzunluðu 1200 metredir.Büyük taþlardan örülmüþ duvarlar12 kule burçla desteklenmiþtir.Kalenin üzerinde cami, sarnýç ve yapý kalýntýlarý bulunmaktadýr.Alt bölümlerde üst yapýya destek saðlamak amacýyla büyük odalar, galeriler ve dehlizler inþaa edilmiþtir.Ana kütle altýnda ise bir su kaynaðý bulunmaktadır.
27 Temmuz 2008 Pazar
Hasankeyf

Dicle Nehri‘nin kıyısında, zamanında medreseler, rasathane, darüşşifa ve diğer eğitim kurumlarıyla bölgenin ilim ve kültür merkezi olan Hasankeyf, ulaşım yolları ve ticaret merkezlerinin yer değiştirmesiyle günümüzde önemini yitirmiştir.
İlçe, sahip olduğu zengin tarihsel yapılar nedeniyle 1981 yılında bütünüyle sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. GAP projesi kapsamında bulunan Ilısu Barajı nedeniyle bu tarihsel yapılar bütünüyle sular altında kalacaktır. Bu konuda çalışmalar Kültür Bakanlığı ve DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir.
Hasankeyf TarihiHasankeyf‘in ne zaman kurulduğu tam olarak bilinememektedir. Şehrin jeopolitik yapısı çok eski bir yerleşim merkezi olduğu ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Bugün bile zaman zaman bazıları mesken olarak kullanılan çok sayıdaki mağaralar, insanların çok eski çağlarda burada yerleştiklerini göstermektedir.
Mevcut bilgilere göre, Hasankeyf Kalesi‘nin kurulması, M.S. 4′üncü yüzyıla rastlamaktadır. Bu yüzyıl ortalarında, Diyarbakır çevresini ele geçiren Bizans İmparatoru Konstantinos, bölgeyi korumak amacıyla iki sınır kalesi inşa ettirmiştir. Bu iki kaleden birisi Hasankeyf Kalesi‘dir.
Kale, Sasanilere karşı siyasi bir önem kazanınca, daha sağlam bir şekilde yeniden tahkim edilmiştir. Hasankeyf, M.S. 639 yılında Emeviler tarafından fethedilmiştir. Bu tarihten sonra; Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyubiler ye Osmanlılar hakimiyet kurmuşlardır. Hasankeyf en parlak dönemini Artuklular döneminde yaşamıştır. Merkezde bu dönemden kalan pek çok tarihi eser mevcuttur.
İlçe, sahip olduğu zengin tarihsel yapılar nedeniyle 1981 yılında bütünüyle sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. GAP projesi kapsamında bulunan Ilısu Barajı nedeniyle bu tarihsel yapılar bütünüyle sular altında kalacaktır. Bu konuda çalışmalar Kültür Bakanlığı ve DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir.
Hasankeyf TarihiHasankeyf‘in ne zaman kurulduğu tam olarak bilinememektedir. Şehrin jeopolitik yapısı çok eski bir yerleşim merkezi olduğu ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Bugün bile zaman zaman bazıları mesken olarak kullanılan çok sayıdaki mağaralar, insanların çok eski çağlarda burada yerleştiklerini göstermektedir.
Mevcut bilgilere göre, Hasankeyf Kalesi‘nin kurulması, M.S. 4′üncü yüzyıla rastlamaktadır. Bu yüzyıl ortalarında, Diyarbakır çevresini ele geçiren Bizans İmparatoru Konstantinos, bölgeyi korumak amacıyla iki sınır kalesi inşa ettirmiştir. Bu iki kaleden birisi Hasankeyf Kalesi‘dir.
Kale, Sasanilere karşı siyasi bir önem kazanınca, daha sağlam bir şekilde yeniden tahkim edilmiştir. Hasankeyf, M.S. 639 yılında Emeviler tarafından fethedilmiştir. Bu tarihten sonra; Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyubiler ye Osmanlılar hakimiyet kurmuşlardır. Hasankeyf en parlak dönemini Artuklular döneminde yaşamıştır. Merkezde bu dönemden kalan pek çok tarihi eser mevcuttur.
Frig Vadisi

Frigler
Frigler, MÖ 1200′ lerde Trakya ve Boğazlar üstünden Anadolu‘ ya gelmişler, ilk yıllarda Trakya ve Güney Marmara Bölgesi’ nde geçici yerleşim merkezleri kurduktan sonra Batı Anadolu‘ nun iç kesimlerine yayılmışlardır. Siyasi bir topluluk olarak ilk defa MÖ 750′ den sonra ortaya çıkan Frigler, Anadolu‘ ya gelen Balkan kökenli boylardan biridir. Anadolu dışından gelmelerine rağmen kısa zamanda yerel kültürlerle kaynaşarak Anadolu‘ lulaşmışlar, özgün bir Anadolu kültürü oluşturmuşlar ve siyasi egemenliklerini kaybettikten sonra dahi bin yılı aşkın bir süre kültürel anlamda varlıklarını sürdürmüşlerdir.
Frig Vadisi
Dünya üzerinde önemli bir konumda bulunan Anadolu‘ nun, stratejik öneme sahip köprüsü konumundaki bir noktasında yer alan Anadolu’ nun kilidi Afyonkarahisar ili de coğrafi konumu nedeniyle Anadolu‘ yu yurt edinmiş birçok kavmin yerleşerek yaşamlarını sürdürdüğü, kendi kültürlerini yerel kültürlerle yoğurarak yeni kültürler ortaya çıkartıp medeniyetlerin gelişmesine katkıda bulunarak önem kazanmış ve bu önemi günümüze kadar kaybetmeden korumuştur.
Frigler, MÖ 1200′ lerde Trakya ve Boğazlar üstünden Anadolu‘ ya gelmişler, ilk yıllarda Trakya ve Güney Marmara Bölgesi’ nde geçici yerleşim merkezleri kurduktan sonra Batı Anadolu‘ nun iç kesimlerine yayılmışlardır. Siyasi bir topluluk olarak ilk defa MÖ 750′ den sonra ortaya çıkan Frigler, Anadolu‘ ya gelen Balkan kökenli boylardan biridir. Anadolu dışından gelmelerine rağmen kısa zamanda yerel kültürlerle kaynaşarak Anadolu‘ lulaşmışlar, özgün bir Anadolu kültürü oluşturmuşlar ve siyasi egemenliklerini kaybettikten sonra dahi bin yılı aşkın bir süre kültürel anlamda varlıklarını sürdürmüşlerdir.
Frig Vadisi
Dünya üzerinde önemli bir konumda bulunan Anadolu‘ nun, stratejik öneme sahip köprüsü konumundaki bir noktasında yer alan Anadolu’ nun kilidi Afyonkarahisar ili de coğrafi konumu nedeniyle Anadolu‘ yu yurt edinmiş birçok kavmin yerleşerek yaşamlarını sürdürdüğü, kendi kültürlerini yerel kültürlerle yoğurarak yeni kültürler ortaya çıkartıp medeniyetlerin gelişmesine katkıda bulunarak önem kazanmış ve bu önemi günümüze kadar kaybetmeden korumuştur.
Ihlara Vadisi
14 km. uzunluğundaki vadide, dere yatağına dağılmış zümrüt yeşili ağaçlar ve örtücü kuşların su sesine karışan “konseri” ile tarihin gizemli sesi sizi doyumsuz bir lezzete çağırıyor… Bu çağrıyı duyup, Ihlara‘ ya koşarsanız eğer, merdiven inip çıkarken ya da Melendiz Çayı‘ na paralel patika yolu aşarken, terlemekten kaygılanabilirsiniz. Ancak, bu kaygı sizi durdurmayacak. Çünkü, 60-70 yaşını çoktan devirmiş turistlerin bile gençlere taş çıkartırcasına bu parkuru tamamladığını görünce vadinin havasının ne denli enerji verdiğine tanık olarak yola koyulacaksınız.Kapadokya bölgesinde gezi yapan turist gruplarının vazgeçilmez duraklarından biri de “Ihlara Vadisi“dir. Melendiz Çayı‘ nın ortasından geçtiği vahşi doğa, cazibesiyle turistleri kendisine hayran bırakıyor. Sarp kayalıklara oyulmuş kiliseler, mağaralar ve bıçak gibi keskin kayalar görkemli yapısıyla bölgede daha önce gördüklerinizi unutturacak nitelikte. 14 km. uzunluğundaki Ihlara Vadisi‘ nin ortalama 4 kilometresi gezilebiliyor.
Vadiyi bir uçtan öteki uca Melendiz Çayı boyunca geçebilirsiniz. Uzunluğu yaklaşık 10 kilometre. Derinliği ise 80 metre. Bu kadar uzun bir yolu yürümek istemiyorsanız, köyü geçtikten sonra vadiye tepeden bakan lokantanın bulunduğu yere gidip, merdivenle aşağıya inebilirsiniz. Yüz metre derindeki vadiye merdivenle inip çıkmanın da biraz yorucu olacağını hatırlatalım. Kanyonun her iki yamacında kayalara yaklaşık 100 kilise oyulmuştur. Kiliseler çoğunlukla 11. yüzyılda inşa edilmiştir.
Aksaray, Hristiyanlığın daha ilk yıllarında önemli bir din merkezi olmuştur. Kayseri’ li Basilus ve Nazianzos‘ lu Gregorius gibi mezhep kurucuları 4. yy. da burada yetişmişlerdir. Mısır ve Suriye sisteminden ayrı bir manastır hayatının kurallarını bunlar tespit etmişlerdir. Böylece Yunan ve Slav sistemi doğmuştur.
Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı
Akdeniz Bölgesinde, Antalya ili merkez ilçesi sınırları içerisindedir. Sağlıklı orman dokusu ve zengin bitki topluluğu örneklerinin ilgi çekici su ve kaya formlarıyla bütünleştiği eşsiz bir doğal peyzaj özelliğine ve önemli özelliğini meydana getiren Kurşunlu Şelalesi‘ ne sahip olması nedeniyle 394 hektarlık bölümü 1991 yılında Tabiat Parkı olarak ayrılmıştır.Kızılçamın hakim olduğu alanda yer yer tek veya küçük gruplar halinde doğu çınarı, defne, harnup, yabani zeytin, sakız ağacı, sögüt ve incir ağaçları bulunmaktadır. Mersin, alıç, zakkum, böğürtlen, yabani gül, sütleğen, ılgın, ladin, kermes meşesi, kekik, yabani nane, kayıt, eğrelti ve sarmaşıklan alt florayı meydana getirir. Su bitkilerinden ise (su üstü) topalak, su nanesi, kamış(su içi) su avizeleri, iplikli yeşilalgler, (yüzer bitki) nilüferleri görmek mümkündür.
Yabandomuzu, tilki, tavşan, sincap, yarasa, ibibik, ağaçkakan, üveyik, sazan, su kaplumbağası, yılan ve kertenkele Tabiat Parkı’ nın faunasını oluşturur.
Nisan-Aralık ayları arası parkı ziyaret için en uygun dönemdir. Günübirlik piknik, doğada yürüyüşler ziyaretçilerin yapabileceği uğraşılar arasındadır. Tabiat Parkı içerisinde ziyaretçilerin yeme-içme ihtiyaçlarını karşılayacakları tesis mevcuttur.
Manavgat Şelalesi
Antikçağ‘ daki adı Melas olan Manavgat Çayı‘ nın dar ve dik yamaçlı kanyonlar arasından geçerek oluşturduğu ünlü Manavgat Şelalesi, görülmesi gereken doğal güzelliklerin başında gelir. Antalya‘ ya 80 km. mesafededir. Manavgat ilçesinin 3 km. kuzeyinde bulunan ve adını bu ilçeden alan şelale, ırmak sularının 4-5 m’ lik bir falezden düşmesiyle meydana gelir. Az bir yükseklikten dökülmesine rağmen geniş bir alan üzerinde gürül gürül akışı görülmeye değer bir manzara oluşturur. Ayrıca Manavgat Irmağı 1 m. besleyen kaynaklardan en büyüğü olan karstik Dumanlı kaynağı, sol kıyıdaki dik bir kayanın yüzünde bulunan küçük mağaralardan fışkırarak çıkar. Duman ve köpük halinde 15 m. kadar yükselir ve ırmağa karışır.Kent gürültüsünden uzaklaşıp doğa ile başbaşa kalmak isteyenler için şelalenin çevresinde uygun piknik alanları vardır. Ayrıca çevredeki lokantalar, taze balık yeme imkanını sunarlar. Ulaşım, Manavgat‘tan kalkan minibüslerle sağlanır.
Manavgat Şelalesi’ nde Su Seviyesinde Düşüş
DSi Manavgat İşletme ve Bakım Şube Müdürü Hüseyin Akkaya, şelalenin kaynağindan gelen suyun geçen yıllara oranla azald ığını belirterek, su seviyesindeki düşüşün kuraklıktan kaynaklandığını söyledi.
Eyfel Kulesi
Eyfel Kulesi, Paris‘in ünlü demir kulesidir. Eyfel Kulesi, aynı zamanda tüm dünyada Fransa‘nın sembolü halini almıştır. İsmini, inşa eden mühendis Alexandre Gustave Eiffel‘den alır. En büyük turizm cazibelerinden biri olan Eyfel Kulesi, yılda 6 milyon turist çeker. 2002 yılında toplam ziyaretçi sayısı 200 milyona ulaşmıştır.Eyfel Kulesi’nin Tarihi
Eyfel Kulesi 1887 ile 1889 yılları arasında Gustave Eiffel‘in firması tarafından, Fransız Devrimi‘nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde inşa edilmiştir. Aslında Eyfel Kulesi‘nin mimarı Gustave Eiffel değil, İsviçreli Maurice Koechlin‘in siparişi üzerine tasarlayan Stephen Sauvestre‘dir. Meslektaşı Emile Nouguier ile beraber ilk tasarımları yapmıştır. Eyfel Kulesi‘nin, 7.739.401 Frank 31 Sent tutan inşaat masrafları, Gustave Eiffel‘in tahminlerinin 1 milyon frank üstündedir. 1889 yılındaki açılış tarihden önceki 5 ayda 1,9 milyon kişi ziyaret edince, yıl sonuna kadar toplam masrafın 3/4′ü çıkartılmıştır. Böylelikle Eyfel Kulesi, daha başından, kazanç sağlayan bir şirket görünümüne bürünmüştür. 3.000 işçi 26 ay boyunca 18.038 adet demir parçayı 2,5 milyon perçinle bir araya getirmiştir. Hiç ölüm vakası yaşanmamış olması, o günün şartlarında şaşırtıcı bir durumdur. 1902 yılında yıldırım çarpınca, kuleyi ışıklandıran lambalar ve bazı bölümler zarar görmüş ve yeniden yapılmıştır.
Ancak bu arada Eyfel Kulesi, onu bir utanç lekesi olarak gören Paris halkının tepkisini de çekmiştir. Bazı sanatçılar devasa bir sokak lambasına benzetirken, bir fabrika bacası gibi Paris‘in görsel itibarını zedeleyeceğini ileri sürmüşlerdir. Böylelikle devrin sanatçı ve edebiyatçı çevresinde bir kampanya başlatılmış, bu kampanya süresince ünlü sanatçıların imzaladığı bildiriler dağıtılmıştır
İzmit Kartepe Kayak Merkezi
Kartepe Kayak Merkezi,1650 mt. yükseklikte Kartepe Dağı üzerine kurulmuştur.Kış turizminin yeni kayak merkezi Kartepe, bu kadar kısa sürede, size günübirlik kayak keyfi yaşamanızı ve doğayla iç içe olmanızı hedefliyor. Böylece hem kayak sporu pahalı bir spor olmaktan çıkıyor hem de kayak severler kayak yapmanın tadına varabiliyor.
Kartepe Kayak Merkezi, Kocaeli’nin hemen çıkışında; Maşukiye’de. Bursa, Ankara ve İstanbul üçgeninin tam ortasında bulunuyor. İstanbul’dan İzmit’e doğru hareket edip, yaklaşık 100 kilometre sonra otobandan çıkınca Maşukiye’ye ulaşıyorsunuz. Az ileride Kartepe, bütün heybetiyle sizi bekliyor. Yani kayak keyfi yaşamak için uçağa binip uzak diyarlara gitmeye ya da zorlu yollarda saatlerce araba kullanmaya gerek yok.
Maşukiye’den zirveye çıkmaya başlarken, vahşi doğaya adım atıyorsunuz. Yolun iki tarafını kaplamış geniş yapraklı ağaçların arasından geçtiğiniz zirve yolculuğu, 17 kilometre. Son derece zengin bitkisel örtüye sahip bölge, aynı zamanda yaban hayvanları için bakir bir saha. Öyle ki, özellikle sonbaharda sarıdan kahverengiye kadar onlarca farklı tonlara bürünmüş ağaçları izlerken; her an karşınıza bir geyik, bir ayı, hatta bir yaban domuzu çıkabilir.
Kayseri Erciyes Kayak Merkezi
İç Anadolu’ nun Tekir Yaylası üzerinde bulunan Erciyes Kayak Merkezi (3916) m. Türkiye‘nin en gözde manzarası, kayak öğrenme ve yapmaya en elverişli düzgün pistlerine sahiptir. Kayseri ilinin 25 km. güneyinde yükselir. Kayak severler bilir; kayak yapmanın zevkini en güzel toz kar verir en güzel toz karı Erciyes verir. Toz kar zevkini ve kayağın tadının doruklarına ulaşacağınız Erciyes Kayak Merkezi 8 adet mekanik lift bulunmaktadır. Bunlardan 3′ü Baby-lift 3′ü teleski ve 2’si dünyada kayakçıların en çok tercih ettiği telesiyejdir. Bu telesiyejler Zümrüt Limited Şirketi’nin bünyesinde bulunup Erciyes Kayak Merkezi‘nin en uzun ve taşıma kapasitesi en fazla olan mekanik tesisidir. 1′inci telesiyej 1500m uzunluğunda olup, 2215 rakımdan başlar ve 2550 rakımda biter. Daha çok profesyonel kayakçılara hitap eden 2′inci telesiyej 1600 mt uzunluğunda olup sizleri 2550 rakımdan alıp 3000 rakıma ulaştırır. Bu özelliklerinden dolayı Türkiye‘de bulunan en uzun chair-lifttir.Erciyes Kayak Merkezi’nin Konumu
Kayseri’nin hemen güneyinde yükselir. Yaz tırmanışları için en uygun zaman Mayıs-Ekim ayları arasıdır. Sönmüş genç bir volkan dağ, Orta Anadolu’nun en yüksek doruğudur. Dağın kuzeyinde 700 m. uzunlukta bir dağ buzulu vardır. Doğu yüzünde 2100-2900 m. yükseklikte yer alan Tekir Yaylası bir kış sporları merkezidir. Telesiyejden sonra kamp yeri olan Çobanini’ne kışın yürüyerek yaklaşık 2,5-3 saatte gidilir. Tırmanış genellikle Çobanini’nden mola taşına kadar 1 saat sürüyor. Mola taşı tam şeytan deresinin ağzındadır. Buradan, küçük zirve yaklaşık 2-3 saat sürer. Orta Anadolu’nun en yüksek doruğu olan Erciyes Dağı (3916 m.) Kayseri ilinin hemen güneyinde yükselir. Erciyes Dağı, sönmüş bir volkandır. Üzerinde birçok yan volkan konisi bulunur.
Alanya Kalesi ve Anıt Eserleri

Alanya Kalesi
Denizden ve karadan zor ulaşabilirliği nedeniyle tarih boyunca devamlı yerleşime uğramış olan Alanya Kalesi; Anadolu’ yu süsleyen yüzlerce kaleden bugün ayakta kalabilmiş, en iyi korunmuş olanlarından birisidir.
Kale 6,5 km. yi bulan sur uzunluğu, 140′ ı bulan burçları, içindeki 400′ e yakın sarnıcı, yazıtlı kapıları ile Selçuklu sanatını en iyi yansıtan, Selçuklu‘ nun görkemliliğini gözler önüne seren bir açık hava müzesi görünümündedir. Surlar, Kızılkule‘ den başlayarak, planlı bir şekilde Ehmedek, İçkale, Adam Atacağı, Cilvarda Burnu Üstü, Arap Evliyası Burcu ve Esat Burcu‘ na inerek Tophane ve Tersane‘ yi geçip başladığı yer olan Kızılkule‘ de son bulur. Kalenin ilk iskan tarihi Hellenistik Döneme kadar insede gerçek anlamda Selçuklular tarafından tüm görkemliği ile abidevi hale getirilmiştir. Kalenin, içkale olarak adlandırılan ve yarımadanın batı köşesinin en yüksek yerinde kurulmuş olan bölümünün denizden yüksekliği 250 metreyi bulmaktadır. İdari ve askeri örgütlenmenin merkezi olması nedeniyle dört yönden dayanıklı surlarla çevrilmiştir. İçkalenin orta kısmında yer alan tuğladan yapılmış iki adet Selçuklu Devri su sarnıcı bugün de işlevini sürdürmektedir. İçkaledeki başlıca yapılar batı hariç diğer cephelerde kale duvarlarının içine dayandırılarak inşa edilmiştir
Denizden ve karadan zor ulaşabilirliği nedeniyle tarih boyunca devamlı yerleşime uğramış olan Alanya Kalesi; Anadolu’ yu süsleyen yüzlerce kaleden bugün ayakta kalabilmiş, en iyi korunmuş olanlarından birisidir.
Kale 6,5 km. yi bulan sur uzunluğu, 140′ ı bulan burçları, içindeki 400′ e yakın sarnıcı, yazıtlı kapıları ile Selçuklu sanatını en iyi yansıtan, Selçuklu‘ nun görkemliliğini gözler önüne seren bir açık hava müzesi görünümündedir. Surlar, Kızılkule‘ den başlayarak, planlı bir şekilde Ehmedek, İçkale, Adam Atacağı, Cilvarda Burnu Üstü, Arap Evliyası Burcu ve Esat Burcu‘ na inerek Tophane ve Tersane‘ yi geçip başladığı yer olan Kızılkule‘ de son bulur. Kalenin ilk iskan tarihi Hellenistik Döneme kadar insede gerçek anlamda Selçuklular tarafından tüm görkemliği ile abidevi hale getirilmiştir. Kalenin, içkale olarak adlandırılan ve yarımadanın batı köşesinin en yüksek yerinde kurulmuş olan bölümünün denizden yüksekliği 250 metreyi bulmaktadır. İdari ve askeri örgütlenmenin merkezi olması nedeniyle dört yönden dayanıklı surlarla çevrilmiştir. İçkalenin orta kısmında yer alan tuğladan yapılmış iki adet Selçuklu Devri su sarnıcı bugün de işlevini sürdürmektedir. İçkaledeki başlıca yapılar batı hariç diğer cephelerde kale duvarlarının içine dayandırılarak inşa edilmiştir
Çin Seddi
Dünyanın 7 Harikası’ ndan biri olarak adlandırılan Çin Seddi, dünyanın en uzun geçmişe sahip ve en büyük çaplı askeri savunma projesidir. 7 bin kilometreden uzun olan Çin Seddi‘ nin yapım tarihi, M.Ö 9. yüzyıla uzanır. Zamanın Orta Çin krallıkları, kuzeydeki etnik grupların saldırılarını engellemek için, sınırlarda duman işaretlerinin verildiği kule ve kaleleri birbirlerine setlerle bağladılar. Çin Seddi böylece oluşturuldu. Bu, en eski Çin Seddi‘ ydi. Çin tarihindeki İlkbahar ve Sonbahar ile Savaşan Devletler dönemlerinde, krallıklar arasında sürekli savaşlar yaşandı. Büyük devletler birbirlerinden korunmak için, sınırlarındaki dağlara setler inşa ettiler.M.Ö 221 yılında, Qin hanedanının imparatoru Yinzhen, Çin‘ i birleştirdikten sonra, kuzeyde göçebe yaşam sürdüren ve hayvancılıkla geçinen atlı askerlerin saldırılarını önlemek için, daha önce kralların inşa ettirdikleri setleri birbirine bağladı. O dönemlerde Çin Seddi‘ nin uzunluğu artık 5 bin kilometreyi aşmıştı.
Qin hanedanından sonraki Han hanedanı, Çin Seddi‘ ni 10 bin kilometrenin üzerine çıkarttı. Han hanedanından sonraki 2 bin yılı aşkın süre içinde, her dönemin yöneticilerinin Çin Seddi‘ ni farklı derecelerde inşa ettirmeleriyle Çin Seddi‘ nin uzunluğu 50 bin kilometreyi aştı. Bu uzunluk, ekvatorun çevresinden bile fazladır.
Şimdi görülen Çin Seddi, Ming hanedanı döneminde (1368-1644) inşa edildi. Çin‘ in batısındaki Gansu eyaletindeki Jiayu Geçidi‘ nden, kuzeydoğusundaki Liaoning eyaletindeki Yalu Nehri’ nin kıyısına kadar uzanan ve uzunluğu 7300 kilometreden fazla olan Çin Seddi, dokuz eyalet, merkeze doğrudan doğruya bağlı şehirler ve özerk bölgelerden geçer. Bir savunma projesi olarak dağ sırtları boyunca inşa edilen Çin Seddi, çöller, otlaklar ve bataklıkları aşar. İnşasının farklı coğrafi özelliklere göre gerçekleştirilmesi, Çin milletinin atalarının zeka yaratıcılığını gösterir. Dalgalanan dağların sırtları boyunca inşa edilen Çin Seddi‘ nin dış tarafında uçurum vardır. Eski çağların askeri koşullarında, saldırganların Çin Seddi‘ nden geçmeleri mümkün değildi.
Halikarnas Mozolesi-Mausoleion

Kral Mausolos adına karısı ve kız kardeşi Artemisia tarafından Halikarnassos‘ da yaptırılmış, Dünyanın yedi harikasından biri sayılan, kolonlarıyla Yunan mimarisini, piramit şeklindeki çatısıyla da Mısır mimarisini birleştiren, oldukça büyük boyutlardaki mezardır. Bu öneminden dolayı kendinden sonra gelen, aynı stildeki tüm yapılara mozole denmiştir.
Mausoleion alanı bugün açık hava müzesi olarak düzenlenmiştir. İçeri girildiğinde sağda Bodrum tipi bir ev görülmektedir. Solda görülen uzun yapı içinde Mausoleion‘ la ilgili kabartmalar, maket ve bazı çizimlerle yapıya ait mimari parçalar sergilenmektedir.
Dünyanın yedi harikası‘ ndan biri diye tanımlanan Mausoleion‘ un yükseldiği yer bugün bir çukur olarak görülür. Bu çukurun ne olduğunu anlamak için öncelikle kapalı sergi salonunun gezilmesi gerekir. Taban ölçüleri 32 x 38 metre boyutlarındaki Mausoleion, bir zamanlar uzun kenarı 242,5 kısa kenarı 105 metre olan geniş bir alanın kuzeydoğu köşesinde yükselmekteydi.
Antik yazarların anlattıklarına göre Mausoleion, dört bölümden oluşmaktadır. En altta yüksek bir kaide (podyum); onun üzerinde kenarlarında onbir, kısa kenarlarında dokuz olmak üzere 36 İon sütunlu tapınak şeklinde bir bölüm vardır; onun da üzerinde 24 basamaklı piramid şekilli bir çatı ve en tepede dört atın çektiği araba içinde Mausolos ve Artemisia‘ nın heykelleri yer almaktadır.
Mausoleion alanı bugün açık hava müzesi olarak düzenlenmiştir. İçeri girildiğinde sağda Bodrum tipi bir ev görülmektedir. Solda görülen uzun yapı içinde Mausoleion‘ la ilgili kabartmalar, maket ve bazı çizimlerle yapıya ait mimari parçalar sergilenmektedir.
Dünyanın yedi harikası‘ ndan biri diye tanımlanan Mausoleion‘ un yükseldiği yer bugün bir çukur olarak görülür. Bu çukurun ne olduğunu anlamak için öncelikle kapalı sergi salonunun gezilmesi gerekir. Taban ölçüleri 32 x 38 metre boyutlarındaki Mausoleion, bir zamanlar uzun kenarı 242,5 kısa kenarı 105 metre olan geniş bir alanın kuzeydoğu köşesinde yükselmekteydi.
Antik yazarların anlattıklarına göre Mausoleion, dört bölümden oluşmaktadır. En altta yüksek bir kaide (podyum); onun üzerinde kenarlarında onbir, kısa kenarlarında dokuz olmak üzere 36 İon sütunlu tapınak şeklinde bir bölüm vardır; onun da üzerinde 24 basamaklı piramid şekilli bir çatı ve en tepede dört atın çektiği araba içinde Mausolos ve Artemisia‘ nın heykelleri yer almaktadır.
Ankara Kocatepe Cami

Kocatepe Camii Ankara‘ nın Kocatepe semtinde 1967′ de inşaatına başlanan ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından 1987′ de inşaatı tamamlanan camisidir.
Kocatepe Camii için ilk önce Mimar Vedat Dalokay‘ın hazırladığı proje kabul edilmiş ve bu projeye göre caminin temeli atılmış fakat daha sonra bu projeden vazgeçilmiştir.
1967 yılında Hüsrev Tuğla ve Fatin Uluengin‘ in çizdiği projeye göre temeli atılan Kocatepe Cami‘ nin inşaatı çok uzun sürdü. 1981′ de caminin inşaatını ve mal varlığını Türkiye Diyanet Vakfı devraldı. Bu tarihten sonra inşaat çalışmaları hızlanan Kocatepe Cami 1987′ de dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından ibadete açıldı.
4500 m²’ lik bir alan üzerinde inşa edilen caminin alt kısmında konferans salonu, kütüphane, otopark, ticarethane ve idari birimler bulunmaktadır.
Geleneksel mimariye bağlı kalınarak inşa edilen Kocatepe Camii‘ nin ana mekanı 4 fil ayağı üzerine oturan bir merkezi kubbe ile dört yarım kubbeden oluşur. Caminin 88 m uzunluğunda 4 minaresi vardır. Minarelerin şerefelerine hem asansörle hem de merdivenle çıkılır.
Kocatepe Camii için ilk önce Mimar Vedat Dalokay‘ın hazırladığı proje kabul edilmiş ve bu projeye göre caminin temeli atılmış fakat daha sonra bu projeden vazgeçilmiştir.
1967 yılında Hüsrev Tuğla ve Fatin Uluengin‘ in çizdiği projeye göre temeli atılan Kocatepe Cami‘ nin inşaatı çok uzun sürdü. 1981′ de caminin inşaatını ve mal varlığını Türkiye Diyanet Vakfı devraldı. Bu tarihten sonra inşaat çalışmaları hızlanan Kocatepe Cami 1987′ de dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından ibadete açıldı.
4500 m²’ lik bir alan üzerinde inşa edilen caminin alt kısmında konferans salonu, kütüphane, otopark, ticarethane ve idari birimler bulunmaktadır.
Geleneksel mimariye bağlı kalınarak inşa edilen Kocatepe Camii‘ nin ana mekanı 4 fil ayağı üzerine oturan bir merkezi kubbe ile dört yarım kubbeden oluşur. Caminin 88 m uzunluğunda 4 minaresi vardır. Minarelerin şerefelerine hem asansörle hem de merdivenle çıkılır.
Sultan Ahmet Camisi

17. Yüzyılın iki önemli eserinden biri olan Sultanahmet Camii, Mimar Sinan’ dan sonra Türk mimarlığının meşalesini ele alan Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa’ nın ellerinde yükselirken Mimar Sinan’ ın Şehzade Camii, göz önünde tutulmuş, ancak onun şeması çok ileriye götürülmüştür.
Bilindiği gibi caminin banisi Sultan I. Ahmet genç yaşta, henüz 14 yaşında iken Osmanlı tahtına 14. hükümdar olarak oturmuş ve 14 yıl saltanat sürdükten sonra 1617 de vefat etmiştir.
Zitvatorok barış anlaşması bölgeye ve Osmanlıya bir rahatlama dönemi açıp devletinin prestijini tekrar perçinleyince Allah’ a bir teşekkür belgesi olmak üzere taht şehrinde o zamana kadar görülmemiş güzellikte bir mabed yükseltmeyi aklına koyar. Baş motifi ve tutkusu, kulluğunu kanıtlayabilmek üzere, o zamana kadar yapılmış olan camilerin en büyüğünü ve en güzelini yapmak ve özellikle de Ayasofya‘ yı geçmek buna birde nam-u şanını kıyamete kadar yaşatacak bir eser bırakma ihtirası hiç çekinmeden eklenebilir
Bilindiği gibi caminin banisi Sultan I. Ahmet genç yaşta, henüz 14 yaşında iken Osmanlı tahtına 14. hükümdar olarak oturmuş ve 14 yıl saltanat sürdükten sonra 1617 de vefat etmiştir.
Zitvatorok barış anlaşması bölgeye ve Osmanlıya bir rahatlama dönemi açıp devletinin prestijini tekrar perçinleyince Allah’ a bir teşekkür belgesi olmak üzere taht şehrinde o zamana kadar görülmemiş güzellikte bir mabed yükseltmeyi aklına koyar. Baş motifi ve tutkusu, kulluğunu kanıtlayabilmek üzere, o zamana kadar yapılmış olan camilerin en büyüğünü ve en güzelini yapmak ve özellikle de Ayasofya‘ yı geçmek buna birde nam-u şanını kıyamete kadar yaşatacak bir eser bırakma ihtirası hiç çekinmeden eklenebilir
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

