6 Ağustos 2008 Çarşamba

kelaynaklar






kelaynaklar tek eşlidirler.yani genellikle her sene aynı eşle çiftleşirler.kelaynak kuşlarının ergin olanları yuva yapar ve yavrular 5 yaşından sonra ergin hale gelmektedir.ömürlerinin 25-30 yıl arasında olduğu söylenmektedir.genellikle mart ayı sonunda dişi kelaynak ilk yumurtasını yapıp kuluçkaya yatar.iki ile dört arasında değişen yumurta sayısını dişi kelaynak kuluçka esnasında tamamlar eşler yavru büyütmede olduğu gibi,kuluçkaya yatma görevinide paylaşırlar.27-28 günlük kuluçka devresini eşler nöbetleşerek geçirirler.kuluçka devresinin başlangıcında yuva daha tamamlanmamıştır.yumurtalar üzerinde yatmamış olan kuş,sık sık uçarak yuva materyali getirir ve eşine takdim eder.kuluçkada yatan kuşun son devresindeki hareketleri ve davranışları değişir.bu değişim, yavrulardan gelen ses ve dokunun uyarılarıdır ilk günlerde yavrular hiç yanlız bırakılmaz.yatmakta olan kuş gagası ve başı ile zaman zaman altına gider ve kusma hareketleri ile yavrulara yiyecek verir.daha sonraları yiyecek toplamaktan gelen ergin kuş getirdiği yiyeceği kendi midesinden yavrularına boşaltır.yumurtadan çıkan 3-4 yavrudan genellikle 1 tanesi tüylenmeyi başarır.(yaşar)kelaynaklar çekirge,kertenkele,yılan,kurbağa,kurt,tırtıl ve çevredeki diğer böcekleri yiyerek beslenirler.Birecikteki kelaynaklar kışın kafese alındıklarında özel yem verilerek beslenmektedirler...

4 Ağustos 2008 Pazartesi

İSTANBUL CAMİLERİ_SULTANAHMET CAMİSİ(eminönü)



Sultanahmet Meydanı’nda ayasofya
Camisi’nin karşısında yer alan Sultanahmet Camisi, Sultan I.Ahmet tarafından mimar Sedefkâr Mehmed Ağa’ya yaptırılmıştır. Caminin yapımına 1609 yılında büyük bir törenle başlamış, 1617 yılında cami, 1619 yılında ise külliyenin diğer bölümleri tamamlanabilmiştir. İstanbul’daki en büyük yapı komplekslerinden biri olan külliye, cami, medrese, hünkâr kasrı, arasta, dükkanlar, hamam, çeşme, sebil, türbe, darüşşifa, sıbyan mektebi, imarethaneden meydana gelmekteydi. Bu yapıların bir kısmı günümüze ulaşamamıştır. İçindeki 21043 adet çini kullanılmıştır. Bu çinilerin çeşitliliği ve aynı zamanda sayılarının çokluğu piyasadaki mevcutlardan toplanmasından kaynaklanmaktadır.Beyaz zemin üzerine çeşitli renklerle meydana getirilen panolardaki selviler, laleler, sümbüller, nar çiçekleri, üzüm salkımları ve rûmi motifleri burada Türk çini sanatının en güzel örneklerini bir araya getirmiştir. Bu konu üzerinde inceleme yapan Tahsin Öz, elliden fazla çiçek deseninin bulunduğunu ve benzerine rastlanmayan bu durumun süsleme sanatı yönünden bir hazine olduğunu söylemiştir. Bu çinilerin renginden ve vitraylardan içeriye sızan ışık karışımından ötürü Sultanahmet Camisi yabancılar tarafından “Mavi Cami” olarak isimlendirilmiştir. Cami, külliyenin merkezinde yer almaktadır. Cami, geniş bir avlu ve ona eş büyüklükte bir iç mekândan oluşur. Zeminden yükseltilmiş avluya basamaklarla ulaşılır. Avluda üzeri kubbeyle örtülü, fıskiyeli bir havuz yer almaktadır. Sultanahmet Camisi’nin bir diğer özelliği de minareleridir. İstanbul’daki tek altı minareli camidir. Altı minareli oluşu, Sultan I.Ahmet’in İstanbul’un fethinden sonra altıncı padişah oluşunu simgeler. Bu minarelerden dördü cami gövdesine bitişik ve üç şerefelidir. Diğer iki minaresi ise avlunun köşelerinde olup, iki şerefelidir. Bütün minarelerinde bulunan şerefe sayısı toplam 16 olup, Sultan I.Ahmet’in on altıncı Osmanlı padişahı olduğunu simgelemektedir. Caminin ibadet mekânını örten kubbesi yaklaşık 34 m. çapında ve yerden 43 metre yükseklikte olup, 5 metre çapında dört fil ayağının üzerine oturmaktadır. Bu büyük kubbeyi destekleyen dört tane yarım kubbe vardır. Camiyi yerden kubbeye kadar 5 kat halinde ve renkli vitraylı 260 pencere aydınlatmaktadır. Çinilerin yanı sıra, yapıldığı dönemin diğer mimari öğeleri de burada bir arada kullanılmıştır. Sedef kakmalı mermer minber, işlemeli mermer mihrap, kalem işi süslemeler, sedef, bağa kakmalı ahşap kapılar, dolap, pencere kapakları ve rahleler, kubbeye asılan devekuşu yumurtaları ve avizeler, caminin iç mekânını süsleyen Osmanlı sanatı örnekleridir. Külliyenin bir diğer yapısı Hünkar Kasrı’dır. Padişahın namaz öncesi veya sonrasında istirahat edebileceği bir yapı olarak tasarlanan bu bina bir cami etrafına yapılan ilk sultan kasrıdır. Külliyenin dış avlusunda yer alan Hünkâr Kasrı 1960’lı yıllarda yanmış ve yenilenmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğü burada Halım ve Kilim Müzesini açmış, ancak eserlerin rutubetten etkilenmesi üzerine müze kapatılmıştır. Külliyenin kuzeydoğu köşesinde türbe yer almaktadır. Bu türbe de Sultan I.Ahmed, eşi Kösem Sultan, oğulları Sultan II.Osman ve Sultan IV.Murad ile bazı torunları gömülüdür. Günümüzde bu yapı topluluğu, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Türbeler Müzesi Müdürlüğü’dür. Türbenin yakınında ise medrese yer alır. Bu medrese günümüzde Başbakanlık arşiv deposu olarak kullanılmaktadır. Dış avlu duvarına bitişik olarak da sıbyan mektebi yer alır. Bu mektebin zemin katında bir çeşme ve dükkanlar, üst katında ise dershane vardır. Külliyenin kıble yönündeki en uç yapısı arastadır. 1912 yangınında bir kısmı yok olan arastanın bir bölümü Mozaik Müzesi olarak düzenlenmiş, 1986 yılından sonra arastanın bu bölümünde demir konstrüksiyonlu Büyüksaray Müzesi açılmış, arastanın diğer dükkânları halı ve turistik eşya satan bir çarşıya dönüştürülmüştür. Sokollu Mehmet Paşa Yokuşu üzerinde bulunan darüşşifa ve imaret in bir bölümü Marmara Üniversitesi ve Sultanahmet teknik Lisesi tarafından kullanılmaktadır. XIX.yüzyılın sonlarında yapılan bu yapılar darüşşifa ve imareti orijinal görünümünden oldukça uzaklaştırmıştır. Yapı topluluğunun dört sebilinden üçü günümüze ulaşmıştır. Bunlardan biri arastanın içinden, diğeri dış avlu kapısı yanında, üçüncüsü ise türbe civarındadır


GAZIANTEP CAMILERI


GAZIANTEP CAMILERI
Camiler, Müslümanlarýn ibadet yeri, insanlarýn ihtiyaçlarýna cevap verebilecek ünitelere sahip olan birer mabettirler. Sanatsal deðere sahip tarihi Gaziantep Camilerinden bahseden ve bunlarýn birer örneðini veren belli baþlý üç eser vardýr. Bu eserler;
1.Evliya Çelebi Seyahatnamesi
2.Þer-i Mahkeme Sicilleri
3.Risale-i Fi Tarif-i Kazayý Ayni tap

Bu eserlerde elde ettiðimiz bilgilere göre ve günümüze ulaþan tarihi camilerimize baktýðýmýzda, Müslümanlarýn zikir yapmalarý için zaviye, su ihtiyaçlarýný gidermek, ab dest almak için kastel, talebelere eðitim ve öðretim yaptýrmak için medrese ve yýkanma ihtiyaçlarýný gidermek için hamam bulunmaktadýr.
Gaziantep’te günümüze kadar korunarak gelebilmiþ eski eserlerin baþýnda camilerimiz gelmektedir. Yukarýdaki eserlerden edindiðimiz bilgilere göre Gaziantep’te 140’a yakýn mabet olduðu yalnýz bunlardan birkaçýnýn mescit olduðu kanaatine varýlmýþtýr.
Gaziantep savunmasý sýrasýnda yaklaþýk 50 adet civarýnda cami olduðu anlaþýlmýþtýr. Fakat bu camilerden bazýlarý yýkýlmýþ ve harabe hale gelmiþtir. Bundan dolayý bu camilerden ancak 30 tane kadarý korunarak günümüze kadar ulaþabilmiþ ve þu anda ibadete açýk durumdadýrlar. Hemen hemen hepsinin yapýmýnda kesme taþ kullanýlan tarihi Gaziantep camileri plan ve süsleme bakýmýndan birbirinden farklýdýr.
Genellikle dikdörtgen planlý ve son cemaat yeri de bulunan iki nefli yapýlar grubunda, duvarlarda kademeler yapan niþler kullanýlmýþ ve bu niþlerin içine pencereler yerleþtirilmiþtir. Örtü þekli çapraz tonozlarladýr. Bu tip yapýlarýn en eski örneði Ahmet Çelebi Camii’nin burmalý minaresi, Handaniye, Eyüp oðlu ve Esen bek Camileri de portal süslemeleri bakýmýndan önemlidir. Handaniye Camii minaresinin þerefesinin altýnda xvý. yy. Ýznik çinileri bulunmaktadýr.
Boyacý Camii ise mimberinin Gaziantep’te ahþap iþçiliðinin en eski örneði olmasý bakýmýndan önemi büyüktür. Son yýllarda inþaa edilen modern camilerimizde süsleme sanatý yönünden çok zengin olup, çini iþlemesi ve hat sanatýyla dikkatleri çekmektedir.
Günümüzde kendilerinden bahsedilen ve tarihi özelliðe sahip Gaziantep camilerimizden özellikle Ömeriye, Boyacý, Þirvani, Þeyh Fettullah gibi sanatsal deðerlere sahip camiler bulunmaktadır.

BELKIS(ZEUGMA)



BELKIS(ZEUGMA)
Belkýs / Zeugma , Gaziantep’in Nizip ilçesinin 10 km. doðusunda , Fýrat Nehri kenarýnda ayný adý taþýyan köyde yaklaþýk 20 bin dönümlük bir arazi üzerinde yer almaktadýr.Büyük Ýskender’in genarellerinden Selevkos Nikator M.Ö. 300’de Belkýs / Zeugma’nýn ilk yerleþimi olan Selevkeya Euphrates kentini kurar. Belkýs / Zeugma , M.Ö. 64 yýlýnda Roma Ýmparatorluðu’nun topraklarýna katýlýr, ismi ise geçit ve köprü anlamýna gelen Zeugma olarak deðiþtirilir. M.S. 256 yýlýnda Sasani kralý Sapur Belkýs / Zeugma’yý ele geçirerek kenti yakýp yýkar. Bu tarihten itibaren Zeugma bir daha kendini toparlayamaz ve Roma dönemindeki ihtiþamýna ulaþamaz. Belkýs / Zeugma ; M.S. 4.yüzyýlda Geç Roma, M.S. 5. ve 6. yüzyýllarda ise Erken Bizans hakimiyetine girmiþtir. M.S. 7. yüzyýlda Arap akýnlarý neticesinde Belkýs / Zeugma terk edilir. Daha sonralarý M.S.10. ve 12. yüzyýllar arasýnda küçük bir Abbasi yerleþimi bölgede yer alýr ve M.S. 17. yüzyýl da ise Belkýs köyü kurulur.
Belkýs / Zeugma , Kommagene Krallýðý’nýn dört önemli kentinden birisidir. Helenistik dönemde “Fýrat Seleukeia”sý adýyla anýlmýþ olan kent, Fýrat Nehri üzerinde bir iskelesi bulunan ve Antakya’dan Çin’e uzanan Ýpek Yolu’nun Zeugma’dan geçmesi dolayýsýyla önemli bir ticaret potansiyeline sahip antik bir þehirdir. Roma döneminde buraya Anadolu’lu askerlerden oluþturulan “Sikitia (Ýskit) Lejyonu” adý verilen askeri birlik konuþlandýrýlmýþtýr. Bu birlik daha sonralarý, daha bir Romalý karekter kazanarak “Dördüncü Lejyon” adýyla görev yapmýþ olup, Zeugma’da özellikle asker karekterinin aðýr bastýðý bir nekropol heykeltraþlýðý akýmýnýn baþlamasýna neden olmuþtur.Bu alanda steller, kaya kabartmalarý,heykeller ve sunaklar gibi deðiþik formlarda ortaya koyduðu örneklerden yeni oluþmaya baþlayan Zeugma karekterini hissettirmiþtir.Zeugma, Roma döneminde biraz da Lejyon merkezi olmanýn verdiði canlýlýkla oldukça zenginleþmiþtir. Belkýs / Zeugma ile Fýrat’nýn karþý kýyýsýndaki Apameia kentine baðlantý saðlayan, büyük olasýlýkla aðaç kütüklerinden yapýlmýþ sallara dayanan ahþap bir köprü bulunmaktaydý. Nitekim burada o dönemin büyük bir gümrük olduðu ve azýmsanmayacak miktarda bir sýnýr ticaretinin yapýldýðý belirlenmiþtir.Çünkü günümüzde Ýskeleüstü olarak adlandýrýlan tepede yapýlan kazýlar sonucunda bir arþiv odasýnda Bulla adý verilen 65.000 adet mühür baskýsý ele geçirilmiþtir.
Papirus, parþomen, para torbalarý ve gümrük balyalarýný mühürlemede kullanýlan bu mühür baskýlarý Zeugma’da güçlü bir haberleþme aðýnýn yanýnda büyük bir ticaretin yapýldýðýný da göstermektedir.
Fýrat’ýn kýyýsýndan baþlayarak batýya doðru 300 metre yükselen engebeli yamaçlar, akropol eteklerine kadar yerleþim yeridir. Bu yamaçlarýnýn güney ve batý kesimi nekropol, doðu ve kuzeydoðu taraflarý mahalleler, kuzey kesimi ise kentin yönetimi ve toplumsal bölümleri ile lejyon bölgesi idi. Akropol’ün üzerinde ise, kentin adýna bastýrýlan Zeugma sikkelerinde sýkça rastlanan Tykhe Tapýnaðý bulunmaktaydý.
Þimdiki haliyle þehir, yaklaþýk 4-5 metre kalýnlýkta toprak dolgu altýndadýr ve bütün alan Antep fýstýðý aðaçlarýyla kaplýdýr.Toprak üzerinde ise sadece birkaç yapý izi ile birkaç mimari parça izlenebilmektedir.Uzun yýllardan beri kaçak kazý ve tarihi eser kaçakçýlýðýna maruz kalan bölge önemini 1992 yýlýnda kaçakçýlara karþý Gaziantep Müzesi’nce Arkeolog Dr. Rýfat ERGEÇ baþkanlýðýnda baþlayan kazýlarla göstermiþtir.Ýlk kazýlarda bir Roma villasý ortaya çýkarýlmýþtýr.Daha sonralarý iki villanýn teras mozaikleri çýkarýlarak Gaziantep Müzesi’ne taþýnmýþtýr. Belkýs / Zeugma da 1987, 1992-1997,1993-1994,1996-1998 ve 1998-1999 dönemlerinde zaman zaman yabancý Üniversitelerden Arkeolog ve ekiplerin katýldýðý arkeolojik kazýlar yapýlarak çok kaliteli bronz eþyalar ve heykelcikler (bronzdan kanatlý ayaklar) , sikkeler, heykeller, mezar stelleri ve kabartmalar elde edilmiþtir. Bu eserler Gaziantep Müzesi Belkýs / Zeugma Salonunda sergilenmektedir. Zeugma kentinin ileri gelenleri, zenginleri, yüksek rütbeli subaylarý gibi elit tabakanýn oturduðu anlaþýlan villalar bölgesi tamamen Fýrat manzarasýna hakim ve güney rüzgarlarýna açýktýr.
1992 yýlýnda yapýlan kazýlarda ortaya çýkarýlan M.S. 2. yüzyýla tarihlenen Roma villasýnda Atriumlu plana sahip olan evin baþ odasý (tablinium) ve önündeki galeride sanat deðeri çok yüksek mozaikler bulunmuþtur.7,5 x 3,75 metre boyutunda olan mozaik döþemede üzüm ve þarap tanrýsý Dionysos ve karýsý Ariadne’nin düðün merasimi tasvir edilmiþtir.Fýrat taþlarýyla iþlenmiþ olan mozaiklerde, tonlarýyla birlikte 13 renk kullanýlmýþtýr.Bu sanat deðeri çok yüksek olan mozaikler yerinde korunarak sergilenmek üzere önlemler alýnarak ziyarete açýlmýþtýr.Fakat ülkemizin bir çok bölgesinde olduðu gibi bu sanat þaheserinin de 2/3’ü, 1998 yýlý Haziran ayý içerisinde bazý þahýslar tarafýndan yerinden sökülerek çalýnmýþtýr.Dionysos’un düðün merasiminin iþlendiði bu eþsiz mozaiðin çalýnmasýnýn ardýndan kalan diðer parçalar korunmasý için yerinden sökülerek Gaziantep Müze Müdürlüðü’ne taþýnmýþtýr.

yesemek



YESEMEK
Gaziantep Müze Müdürlüðü’ne baðlý olarak faaliyet gösteren Yesemek Açýk Hava Müzesi, Ýslahiye ilçesinin güneydoðusundaki yamacýn üzerinde yer alýr. Bu yamaç “Karatepe Sýrtý” adý ile tanýnmakta olup, Kurt Daðý’nýn güney uzantýsýný teþkil etmektedir. Müze’nin Ýslahiye ilçesine uzaklýðý 23 km. Gaziantep’e uzaklýðý ise 113 km. olup yolu asfalttýr. Ulaþým Ýslahiye ilçesinden olduðu gibi Hatay’a baðlý Akbez yolu ayrýmýndan Kilis iline giden yolla da saðlanmaktadýr.
Müze; yayýnlara “Yesemek Taþ Ocaðý ve Heykel Atölyesi” olarak geçmiþtir. Arazi menekþemsi gri renkte, dolarit diye de tanýmlanan bazalt taþlardan oluþmaktadýr. Bazalt taþlar gayet sert ve çok ince gözenekli olup son derece kalitelidir.
Yesemek ilk defa 1890 yýlýnda Zincirli’de (Sam’al) kazý yapan Felix Von LUSCHAN tarafýndan keþfedilmiþtir. Buradaki sistemli araþtýrma ve kazý çalýþmalarý 1958 – 1961 yýllarý arasýnda Prof. Dr. Bahadýr ALKIM baþkanlýðýndaki bir ekip tarafýndan yürütülmüþ ve 200’e yakýn heykel taslaðý çýkarýlmýþtýr. Geçtiðimiz yýllarda ise Arkeolog Ýlhan TEMÝZSOY tarafýndan yapýlan arkeolojik kazýlarda toprak altýnda kalan heykellerin gün ýþýðýna çýkarýlmasý ile 300 adet yontu ve heykel taslaðýna ulaþýlmýþ; sözkonusu alan Gaziantep Müzesi Müdürlüðü tarafýndan çevre düzenlemesi yapýlarak Açýk Hava Müzesi haline getirilmiştir.



gaziantep kalesi


GAZIANTEP KALESI
Gaziantep þehir merkezinde, gerek ihtiþamý ve heybetiyle, gerekse bir sýr gibi gizlediði tarihiyle dikkati çeken Gaziantep Kalesi, Türkiye’deki kalelerin en güzel örneklerindendir.
Kalenin ne zaman ve kimler tarafýndan inþa edildiði hususunda kesin bir bilgi olmamakla beraber, yapýlan incelemeler sonunda kalkolitik dönemden itibaren iskan gördüðü bilinmektedir. Bugünkü biçimini ise Bizans Ýmparatoru Justinyanus döneminde M.S. 6. yüzyýlda almýþtýr.
Kale, daire planlý olup, çevre uzunluðu 1200 metredir.Büyük taþlardan örülmüþ duvarlar12 kule burçla desteklenmiþtir.Kalenin üzerinde cami, sarnýç ve yapý kalýntýlarý bulunmaktadýr.Alt bölümlerde üst yapýya destek saðlamak amacýyla büyük odalar, galeriler ve dehlizler inþaa edilmiþtir.Ana kütle altýnda ise bir su kaynaðý bulunmaktadır.

nemrut