12 Ağustos 2008 Salı

BÖBREK TEMBELLİĞİ



Böbrekler bel omurlarının iki yanında yer alan vücutta çift olarak bulunan ve kandaki istenmeyen zehirli maddeleri idrar yoluyla uzaklaştırılmasını sağlayan bir çift organdır. 2 milyon civarında nefron adı verilen süzme ünitesi mevcuttur. Bunların sayısı yaşlanmayla birlikte doğal olarak azalır. Kalbin dakikada pompaladığı 5-6 litre kanın 1/5'i böbreklerce filtre edilir. Böbrekler vücudun sıvı-iyon dengesini, asit-baz dengesini, kan basıncı(Tansiyon)nın sürdürülebilirliğini ve vücuttaki kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan ve vücut için zararlı olan zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Böbrekler ayrıca kan yapımı ve kemik mineral yapısı ile ilgili hormonlar başta olmak üzere daha bir çok hormonun yapım ve yıkım yeridir. Bütün bunlardan böbreklerin vücut için hayati önem taşıyan ve yürüttüğü fonksiyonlar sekteye uğradığı takdirde hayati risk doğuran organlar olduğu anlaşılır. Böbreklerden geçen kan filtre edilip organizma için yararlı olan maddeler tekrar kana verilerek, vücuttan uzaklaştırılması zorunlu olan zehirli maddeler idrarı oluşturur. İdrar idrar yolları ile önce mesanede toplanır, daha sonra da işeme yoluyla da dışarı atılır. Böbrek hastalıklarının çoğu bilinenin aksine son derece sinsi ve ağrısız seyreder. Halk arasında genel olarak idrarın kanlı gelmesi, idrar yaparken yanma ve acıma, belin iki veya tek tarafında yan ağrıları böbrek hastalığı belirtisi olarak bilinir. Böbreklerin işlevlerinin azalması veya kaybolması, ani başlangıçlı (Akut) veya yıllar içerisinde sessizce (Kronik) oluşabilir.

Safra kesesi karaciğer alt yüzüne yapışık armut şeklinde bir organdır. Tam dolduğu zaman 50 ml safra alır. Karaciğerden salgılanan safra kanallardan geçerek safra kesesine gelir, burada on katı kadar konsantre edilip bekler.Yemek yendiği zaman safra kesesi kasılır ve konsantre safra ince bağırsağa akarak yağlı yemeklerin sindirilmesine yardım eder. Safranın görevini yeterince yapmaması sonucu görülen bir hastalıktır.

KARACİĞER TEMBELLİĞİ


Karaciğerin görevini yeterince yapmaması sonucu görülen bir hastalıktır. Belirtileri bağırsaklarda gaz, karın şişliği, sağ böğürde ağrı, burun kızarması, solgun renk, yüz ve elde çil gibi lekeler, paslı dil, ağızda acılık, mide bulantısı, kabızlık, çarpıntı, el ve ayak şişleri, görme ve işitmede azalma görülür. İdrar rengi, sabahları koyu, gündüz ise açık ve durudur. İdrara çok çıkılır. Hastanın çukulata, baharatlı yiyecekler, turşu, kızartmalar, ve yağlı şeyler yememesi gerekir.

MİDE VE BAĞIRSAK TEMBELLİĞİ





Mide tembelliği : Midenin besinleri gereği gibi ve normal sürede hazmedememesine mide tembelliği bir başka ifadeyle mide zafiyeti denir. Nedeni, midede asit fazlalığı, mide kaslarının zayıflamış olması veya midenin hazım için gerekli olan salgıyı yapamamasıdır.
Bağırsak tembelliği ya da kabızlık özellikle kadınlarda oldukça yaygın bir sağlık sorunu. Peki bağırsak neden tembelleşiyor? Nedeni günümüzün yoğun ve stresli yaşamından tutun da, genetik, psikolojik, fiziki ve beslenme hatalarına kadar geniş bir yelpazeye açılıyor. Eğer sizin sorununuz beslenme hataları ile oluşuyorsa siz dengesiz ve lif açısından fakir bir beslenme, az su içmek, hızlı yemek yemek, hareketsizlik gibi hatalar zincirini oluşturdunuz demektir. Bitkisel lifler sindirimi kolaylaştıran mide sularının işlevini düzenliyor. Bu lifler çözünür ve çözünmez olarak ikiye ayrılıyor. Kabızlıkla mücadelede en yararlı olanlar lahanagillerde bulunan "çözünmez" liflerdir. Meyve, soğan, sarmısak ve enginarda bulunan "çözünür" lifler ise şeker, yağ ve kolesterol emilimini yavaşlatsa da bağırsaklar için "çözünmez" lifler daha faydalıdır. Enginar, soğan, yer elması ve hindibağda bulunan bir madde, bağırsaktaki florabakterilerinin işlevini düzenleyip kalsiyum alımını kolaylaştırır ve kabızlığı engeller. Kabızlık konusunda en yararlı vitamin F vitaminidir.

AĞIZ KURUMASI



Diş hekimliğinde bu hal için "xerostomia" terimi kullanılır. Tükürük bezlerinin tükürük salgılama fonksiyonlarının azalması sonucunda oluşur. Tükürük salgısındaki azalma ağızda oldukça ciddi sorunların oluşmasına yol açabilmektedir.
Sebepleri:Biyolojik yaşlılık: Bu etkili bir faktördür, tek başına etkili değildir. Sistemik hastalıklar: Romatizmal hastalıklar(Sjogren's sendromu), Bağışklık sistemi hasarı (AIDS), Hormonal bozukluklar (Şeker hatalığı), Nörolojik bozukluklar (Parkinson) Çiğneme kabiliyetinin azalması: Eğer beslenme alışkanlıklarınızda sıvı ve yumuşak gıdalar ağırlıktaysa çiğneme fonksiyonu azalır. Tükürük bezlerinin cerrahi olarak çıkarılması Radyoterapi (Radyasyon tükürük bezlerinde kalıcı hasar yapar. İlaçlar (400'ün üstünde ilaç türü ağız kuruluğu yapar: deconjestanlar, diüretikler, tansiyon ilaçları,antidepresanlar, antihistaminikler,...) kafein ve alkol tüketimi Belirtileri: dilde yanma hissi özellikle kuru yiyecekler için yeme zorluğu konuşma zorluğu sık susama protez kullanmada zorluk dudaklarda çatlaklar ve kuruluk tat bozukluğu kötü ağız kokusu Ağız kuruluğu nelere yol açar?tükürüğün az olması ciddi problemleri de beraberinde getirebilir. bakteri plağı ve yiyecek artıkları kolayca birikir. bu, dişeti hastalıkları ve çürüğü hızlandırır. tükürüğün kendi başına yıkama-temizleme mekanizması diş yüzeylerini temiz tutmaya yardımcıdır. tükürük çürükleri önler, diş yüzeyini temizler ve asitleri nötralize eder. böylece çürük önlenir. Ağız kuruluğu nasıl kontrol altına alınır? nasıl tedavi edilir?sık sık yudum yudum su içilmeli. gece yatarken yanında sıvı içecek, su bulundurulmalı şekersiz sakız çiğnenmeli sigara,alkol,şekerli yiyeceklerden uzak durulmalı yaşanılan mekanın nemi ayarlanmalı gerekirse eczanelerden temin edilebilen yapay tükürük tabletleri kullanılmalı bakteri plağı kontrol altına alınmalı floridli diş macunu, jel, gargara kullanılmalı C vitamini kullanılmalı bileşiminde alkol ve sodyum lauryl sülfat bulunan ağız ve diş bakım ürünlerini kullanmamalı.

6 Ağustos 2008 Çarşamba

kelaynaklar






kelaynaklar tek eşlidirler.yani genellikle her sene aynı eşle çiftleşirler.kelaynak kuşlarının ergin olanları yuva yapar ve yavrular 5 yaşından sonra ergin hale gelmektedir.ömürlerinin 25-30 yıl arasında olduğu söylenmektedir.genellikle mart ayı sonunda dişi kelaynak ilk yumurtasını yapıp kuluçkaya yatar.iki ile dört arasında değişen yumurta sayısını dişi kelaynak kuluçka esnasında tamamlar eşler yavru büyütmede olduğu gibi,kuluçkaya yatma görevinide paylaşırlar.27-28 günlük kuluçka devresini eşler nöbetleşerek geçirirler.kuluçka devresinin başlangıcında yuva daha tamamlanmamıştır.yumurtalar üzerinde yatmamış olan kuş,sık sık uçarak yuva materyali getirir ve eşine takdim eder.kuluçkada yatan kuşun son devresindeki hareketleri ve davranışları değişir.bu değişim, yavrulardan gelen ses ve dokunun uyarılarıdır ilk günlerde yavrular hiç yanlız bırakılmaz.yatmakta olan kuş gagası ve başı ile zaman zaman altına gider ve kusma hareketleri ile yavrulara yiyecek verir.daha sonraları yiyecek toplamaktan gelen ergin kuş getirdiği yiyeceği kendi midesinden yavrularına boşaltır.yumurtadan çıkan 3-4 yavrudan genellikle 1 tanesi tüylenmeyi başarır.(yaşar)kelaynaklar çekirge,kertenkele,yılan,kurbağa,kurt,tırtıl ve çevredeki diğer böcekleri yiyerek beslenirler.Birecikteki kelaynaklar kışın kafese alındıklarında özel yem verilerek beslenmektedirler...

4 Ağustos 2008 Pazartesi

İSTANBUL CAMİLERİ_SULTANAHMET CAMİSİ(eminönü)



Sultanahmet Meydanı’nda ayasofya
Camisi’nin karşısında yer alan Sultanahmet Camisi, Sultan I.Ahmet tarafından mimar Sedefkâr Mehmed Ağa’ya yaptırılmıştır. Caminin yapımına 1609 yılında büyük bir törenle başlamış, 1617 yılında cami, 1619 yılında ise külliyenin diğer bölümleri tamamlanabilmiştir. İstanbul’daki en büyük yapı komplekslerinden biri olan külliye, cami, medrese, hünkâr kasrı, arasta, dükkanlar, hamam, çeşme, sebil, türbe, darüşşifa, sıbyan mektebi, imarethaneden meydana gelmekteydi. Bu yapıların bir kısmı günümüze ulaşamamıştır. İçindeki 21043 adet çini kullanılmıştır. Bu çinilerin çeşitliliği ve aynı zamanda sayılarının çokluğu piyasadaki mevcutlardan toplanmasından kaynaklanmaktadır.Beyaz zemin üzerine çeşitli renklerle meydana getirilen panolardaki selviler, laleler, sümbüller, nar çiçekleri, üzüm salkımları ve rûmi motifleri burada Türk çini sanatının en güzel örneklerini bir araya getirmiştir. Bu konu üzerinde inceleme yapan Tahsin Öz, elliden fazla çiçek deseninin bulunduğunu ve benzerine rastlanmayan bu durumun süsleme sanatı yönünden bir hazine olduğunu söylemiştir. Bu çinilerin renginden ve vitraylardan içeriye sızan ışık karışımından ötürü Sultanahmet Camisi yabancılar tarafından “Mavi Cami” olarak isimlendirilmiştir. Cami, külliyenin merkezinde yer almaktadır. Cami, geniş bir avlu ve ona eş büyüklükte bir iç mekândan oluşur. Zeminden yükseltilmiş avluya basamaklarla ulaşılır. Avluda üzeri kubbeyle örtülü, fıskiyeli bir havuz yer almaktadır. Sultanahmet Camisi’nin bir diğer özelliği de minareleridir. İstanbul’daki tek altı minareli camidir. Altı minareli oluşu, Sultan I.Ahmet’in İstanbul’un fethinden sonra altıncı padişah oluşunu simgeler. Bu minarelerden dördü cami gövdesine bitişik ve üç şerefelidir. Diğer iki minaresi ise avlunun köşelerinde olup, iki şerefelidir. Bütün minarelerinde bulunan şerefe sayısı toplam 16 olup, Sultan I.Ahmet’in on altıncı Osmanlı padişahı olduğunu simgelemektedir. Caminin ibadet mekânını örten kubbesi yaklaşık 34 m. çapında ve yerden 43 metre yükseklikte olup, 5 metre çapında dört fil ayağının üzerine oturmaktadır. Bu büyük kubbeyi destekleyen dört tane yarım kubbe vardır. Camiyi yerden kubbeye kadar 5 kat halinde ve renkli vitraylı 260 pencere aydınlatmaktadır. Çinilerin yanı sıra, yapıldığı dönemin diğer mimari öğeleri de burada bir arada kullanılmıştır. Sedef kakmalı mermer minber, işlemeli mermer mihrap, kalem işi süslemeler, sedef, bağa kakmalı ahşap kapılar, dolap, pencere kapakları ve rahleler, kubbeye asılan devekuşu yumurtaları ve avizeler, caminin iç mekânını süsleyen Osmanlı sanatı örnekleridir. Külliyenin bir diğer yapısı Hünkar Kasrı’dır. Padişahın namaz öncesi veya sonrasında istirahat edebileceği bir yapı olarak tasarlanan bu bina bir cami etrafına yapılan ilk sultan kasrıdır. Külliyenin dış avlusunda yer alan Hünkâr Kasrı 1960’lı yıllarda yanmış ve yenilenmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğü burada Halım ve Kilim Müzesini açmış, ancak eserlerin rutubetten etkilenmesi üzerine müze kapatılmıştır. Külliyenin kuzeydoğu köşesinde türbe yer almaktadır. Bu türbe de Sultan I.Ahmed, eşi Kösem Sultan, oğulları Sultan II.Osman ve Sultan IV.Murad ile bazı torunları gömülüdür. Günümüzde bu yapı topluluğu, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Türbeler Müzesi Müdürlüğü’dür. Türbenin yakınında ise medrese yer alır. Bu medrese günümüzde Başbakanlık arşiv deposu olarak kullanılmaktadır. Dış avlu duvarına bitişik olarak da sıbyan mektebi yer alır. Bu mektebin zemin katında bir çeşme ve dükkanlar, üst katında ise dershane vardır. Külliyenin kıble yönündeki en uç yapısı arastadır. 1912 yangınında bir kısmı yok olan arastanın bir bölümü Mozaik Müzesi olarak düzenlenmiş, 1986 yılından sonra arastanın bu bölümünde demir konstrüksiyonlu Büyüksaray Müzesi açılmış, arastanın diğer dükkânları halı ve turistik eşya satan bir çarşıya dönüştürülmüştür. Sokollu Mehmet Paşa Yokuşu üzerinde bulunan darüşşifa ve imaret in bir bölümü Marmara Üniversitesi ve Sultanahmet teknik Lisesi tarafından kullanılmaktadır. XIX.yüzyılın sonlarında yapılan bu yapılar darüşşifa ve imareti orijinal görünümünden oldukça uzaklaştırmıştır. Yapı topluluğunun dört sebilinden üçü günümüze ulaşmıştır. Bunlardan biri arastanın içinden, diğeri dış avlu kapısı yanında, üçüncüsü ise türbe civarındadır